Rss Feed
Tweeter button
Facebook button

Arşivden: ‘- ALBÜM İNCELEME’ Kategorisi

PostHeaderIcon İmer Demirer / You, Me & Char

Genç yaşına rağmen uluslararası festivallerde sıklıkla yer alan İmer Demirer, Aaron Goldberg ,Essiet Essiet,Ari Honig gibi isimlerle çalıştı. Demirer, Acid Trippin’, İstanbul Caz Dörtlüsü, Emin Fındıkoglu Group, TRT Jazz Orchestra ve EBU Jazz Orchestra gibi önemli projelerde de yeraldı. Miles Davis, Clifford Brown, Wayne Shorter, Lee Morgan ve Wody Shaw gibi önde gelen isimlerden oluşan geniş bir beğeni listesi olan İmer Demirer Türk Caz müziğinin şimdiden en saygın ve önemli trompet sanatçılarından biri olarak tanımlanıyor.


1964 doğumlu İmer Demirer 12 yaşında Trompet çalmaya başladı ve 1986 yılında konservatuvarı bitirdi. Arkadaşlarının albümünde çaldı, konservatuvar’da öğretmenlik yaptı ve en sonunda 2009 yılında kendi albümünü çıkardı.


Haber Kaynağı : Cumhuriyet Gazetesi / 28.11.2009


Albüme verilen ‘You, Me & Char’ adı, İmer Demirer’in kendisi gibi caz müzisyeni olan eşi Ayşe ve 7 kiloluk uzun tüylü Himalaya kedisi Char’ı bir aile saadetinin ifadesi olarak başlığa çıkarıyor.


Müzisyenliğiyle kişiliğini bütünleştirmiş bir sanatçı İmer Demirer; her ikisi de (moda tabirle) 10 numara. İmer’in camiada herkesin sözüne ve sanatına sınırsız itibar ettiği, eşlik ettiği ortamı ve albümü kıymete bindiren, performansından, yeteneğinden, duygusal enginliğinden sual olunmayan biri olmasına rağmen, sıkça karşı karşıya kaldığı soru, neden henüz bir albüm yapmamış olmasıydı. Bir anlamda yanıt, onun caz camiasına ve müzik dinleyicisine müzmin borcuydu. İmer bu borcu geçenlerde ödedi, hem de faiziyle birlikte.


Imer demirer You me char  İmer Demirer / You, Me & Char


Sınırsız ufka sahip, trompetinden 60’lı yılların dumanını tüttüren, metalden organik sesler çıkaran, geleneklere duyduğu saygıyı her notada üflemesinin yanında modern-cool duruş sergileyen İmer, halihazırda sayısız kayıtta yer almış, konserlerin en aranan eşlikçi ve solocularından biri. 12 yaşında trompetle tanışmış, 10 yıllık klasik eğitimin ardından cazla şaha kalkmış; Wynton Marsalis’ten, Herbie Hancock’a bir dizi dev isme eşlik etmiş.


Albüme verilen ‘You, Me & Char’ adı, İmer’in kendisi gibi caz müzisyeni olan eşi Ayşe ve 7 kiloluk uzun tüylü Himalaya kedisi Char’ı bir aile saadetinin ifadesi olarak başlığa çıkarıyor. Aynı zamanda albüme adını veren ve kapanışta yer alan bu özgür ruhlu, ucu açık parça, İmer’in yarın çalmak istediği müziğin, gireceği yolun ipuçlarını taşıyor. Herkesin ifade özgürlüğü bulabileceği, doğaçlamaya açık bir yapıya sahip.


Ustalara saygı.


Albümde yer alan sekiz parçadan sadece dördü İmer’e ait. Bu da onun kendisini besteci ve aranjörden ziyade, bestecilerin birinci elden çalgıcısı ve icracısı olarak gördüğünü söylüyor bize, Miles gibi. Meslek hayatı boyunca küçük temalar yazmayı sevmiş, küçük ifadelerden anlamlar süzmeye çalışmış, yöntem olarak minörden majöre, parçadan bütüne gitmiş. Parçalar bu yorumu doğrular nitelikte.


Genel duygusu hüzün olan albümün repertuvarındaki iki parça bestelerin sahibine, ustasına, Emin Fındıkoğlu’na duyduğu saygıyı dile getiriyor. İlki açılıştaki Fındıkoğlu tarafından Chet Baker’a benzettiği İmer için yazılmış 25 yıllık “Chesney”. Bu İmer’in Fındıkoğlu ile tanıştıktan sonra sahnede çaldığı ilk bestelerden. Diğeri ise “Love Song to a Dog”.


Monday Morning”, İmer’in ilk bestelerinden; modern şehir hayatının bize dayattığının aksine, pazartesi günlerine sakin ve hüzünlü girmenin mümkün olduğunu anlatıyor. “Railroad”, bizi İmer’in çocukluğuna taşıyor. Kızıltoprak istasyonundan gelip geçen trenler ve eski İETT araçlarının çıkardığı bas sesleri işliyor. Boru sesi ile başlayan “Ti”, 11 ölçülük blues parça, standartlara yakın duygu ve temayla yazılmış, çalınmış.


Kusursuz bir uyum.


Albümde yer alan dörtlü, mükemmel bir ruh uyumu sergiliyor. Tamamı cazın zirvede olduğu 60’lı yıllara hayranlık duyan ve iyi çalan romantik ruhlu müzisyenler. Piyanist Serkan Özyılmaz ve davulcu Cem Aksel, İmer’in yıllarca birlikte çaldığı eski dostları. Basçı Matt Hall ise ekibe son katılan isim, ama kısa sürede kusursuz bir uyum sağlamış.


İmer ülkemizde albüm çıkarma konusunda haklı tereddütler taşıyan müzisyenlerden biri. O anlamda bu gecikmenin rahatlıkla yıllar karşısında değil, özlem karşısında yaşanan bir gecikme olduğu söylenebilir. Şimdi ikinci albümüne özlem duyma vakti.


VN:F [1.8.4_1055]
Oy Ver
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.8.4_1055]
Rating: 0 (from 0 votes)

PostHeaderIcon Mustaine’nin koyunu, en son çıkar oyunu

Ve Dave Mustaine, son bir gayretle Megadeth’in onikinci albümünü yarattı, ve ismini Endgame koydu.

Megadeth Endgame Mustaine’nin koyunu, en son çıkar oyunu

Niye son bir gayret diyoruz, çünkü hem albümün ismi bir oyunun, bir savaşın son hareketi, son hamlesi anlamında olduğunu biliyoruz, hem de pimi çoktan çekilmiş Megadeth fanlarının United Abominations, The System Has Failed, The World Needs A Hero, Risk gibi albümlerden sonra iyi bir silkinmeye ihtiyacı olduğunu forumlardan takip eden Dave Mustaine’nin, bu son albüm ile Megadeth’in yine o ihtişamlı günlerine geri döneceğini söyleyip durduğunu duyuyoruz veya okuyoruz.


Dave ve fanatikleri istediği kadar söylesin. Herkesin içi rahat olsun.


Çünkü, yine yarın çok rahat unutabileceğiniz, “sadece 1-2 kere dinledim ve rafa kaldırdım”, “Aaa, Megadeth Türkiye’ye mi gelmiş, yazlıkta olmasaydım kesin giderdim”, “Oğlum, o gün Banu’nun doğum günü var, gelemiyorum ben” diyebileceğiniz bir albüm ve grup sizleri bekliyor.


Albümün bir önceki albüm ile kıyasladığımızda, genel kalitesinde ve havasında hiç bir değişiklik yok.


Fakat belki en büyük değişiklik, gitarist Chris Broderick’in kadroda bulunması.
Tabi bu, gruba ve müziğe ne kadar fayda sağlıyor tartışılır.
Zira daha önceleri fanların takımda orta yapan adam kalmadı mantığı ile “Grupta solo atan adam kalmadı” yaklaşımından ötürü Dave Mustaine, Chris ile anlaşmış olabilir. Ve tabi ki, Chris de inanılmaz fazla solo adedi ve temposu ile birşeyler katmaya çalışmış. Fakat tabi ki eski Marty’li günlerin aurasından çok uzak sololar, ritimler, sözler, davullar, baslar.

Peki hiç mi iyi bir şey yok. Tabi ki var. Dave olacak da, iyi birşey olmayacak mı?
Şimdi şarkı şarkı gidelim;


1. Dialectic Chaos
2. This Day We Fight!
3.44 Minutes
4.1,320′
5.Bite The Hand
6. Bodies
7. Endgame
8.The Hardest Part Of Letting Go…
9.Head Crusher
10.How The Story Ends
11.The Right To Go Insane



Dialectic Chaos güzel bir giriş olmuş. Fakat bir şarkıya inanılmaz benziyor, onu hala bulamadım.
Ben This Day We Fight! şarkısını beğendim. Sololar ve arkadaki riffler ile tipik bir Kick The Chair formatı.
44 Minutes, konu olarak bir banka soygununu anlatıyor. Sadece koro kısmındaki vokal ritmi ve riffi idare eder.
1,320′, albümün bence en iyi parçası. Vokalin arkasındaki ritimler ve sololar en azından birşeye benziyor.
Bite The Hand, girişinden şarkı gelişir diye düşünüyorsunuz, fakat pek bir progress yok.
Bodies, tipik bir “yeni model” Megadeth şarkısı. Giriş kötü, gelişme kötü, koro kısmı fena değil. Sonra yine kötü, yine kötü. Öyle bitiyor.
Head Crusher, Megadeth’in bu albümünün ilk klibi. Ben hala inanamıyorum, Mustaine nasıl böyle bir şarkı yapar ve ona bir de klip çeker. Altyapı, tabi ki Kick The Chair.


Endgame, en azından albümün oturaklı parçalarından. Tipik bir festival parçası olabilir.
The Hardest Part Of Letting Go, böyle bir parçayı yorumlamaya gerek yok. Promises’in copy-paste’i. CD’e koymasınız da olur.
How The Story Ends, yine tipik bir “yeni model” Megadeth şarkısı. Anladık ki, Dave artık böyle şarkıları çok seviyor. Megadeth’e yakışmayan basitlikte bir giriş, sonra güzel bir vokal ve koro ritmi. Sonra öykü bitiyor zaten.
Ve son parça, The Right To Go Insane. Bkz. Bodies ve How The Story Ends.


Toparlamak gerekirse, artık Megadeth yazarken manyak albüm, inanılmaz şarkılar, dehşet sololar, müthiş davul atakları, süper sözler yorumları yazamıyoruz. O dönem bitti. O dönem hiç bir zaman geri gelmeyecek. Artık kötünün iyisini yazıyoruz. Hele ki Dave kadro ile böyle oynamaya devam ederse, belki artık Megadeth bile yazamayacağız. İşin entresan tarafı, (bu Dream Theater, Metallica, Iron Maiden için de geçerli) Countdown To Extinction albümünden sonra çıkardıkları her albümden en iyi 2 şarkıyı seçip 10 senede bir albüm yapsalar, şu an yine saygı duyulan, Tanrı konumunda ibadet edilen bir grup olacaktı. Fakat derler ya, bana da 1 milyon verseler, babamı bile tanımam, bu adamlar her sene bir albüm veya DVD çıkartıp, o biçim para kazanıp, gençleri niye dolandırmasın? Çünkü belki Megadeth seni kaybediyor, fakat abuk sabuk şarkılarla 10 tane sen daha kazanıyor.



O yüzden, kimsenin umurunda değil, iyi şarkı yapmak, iyi birşey yapmak. O 80’lerdeymiş anam, 80lerdeymiş…


Read the rest of this entry »

VN:F [1.8.4_1055]
Oy Ver
Rating: 9.0/10 (2 votes cast)
VN:F [1.8.4_1055]
Rating: +1 (from 1 vote)

PostHeaderIcon THE WHITEST BOY ALIVE – Rules

Tiplerine bakıp hemen karar vermeyin :)

 

 

Whitest Boy Alive THE WHITEST BOY ALIVE   Rules

 

Gerçekten başarılı sevdiğim saydığım gruplardan biri Whitest Boy Alive….güzel albüm Rules… geçen sene Babylon’da bir konser vermişlerdi ama ölmeden bi görelim herifleri diye Bob Marley’in grubu The Wailers’a gitmiştim aynı gün..

Bu sene yine gelirler inşallah.. Kings of Convenience’ın solisti Erlend Oye’nin yan procesi The Whitest Boy Alive..

 

 

28 şubatta Berlin’de verdikleri balkon konseri…

 

 

 

Read the rest of this entry »

VN:F [1.8.4_1055]
Oy Ver
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.8.4_1055]
Rating: 0 (from 0 votes)

PostHeaderIcon AU REVOIR SIMONE – Bird of Music

Kasım 2007′de Babylon İstanbul’da bir konser veren New York Brooklynli 3 huriden oluşan bir electronica, bir Indie pop efendime söyeyeyim bir Synth Pop grubu Au Revoir Simone.. Grup elamanları Erika Forster ve Annie Hart Vermont’dan New York’a giderken trende tanısmışlar..

Bird of Music 2.albümleri.. 3.albümleri ise Still Night, Still Light onu da yakında inceleriz Allahın izniyle..

Grup adını Tim Burton’ın Pee-Wee’s Big Adventure’ındaki bir karakterden almış… Filmi ve karakter tahlilini bir duayene yani gimlicime bırakıyorum.. herşeyi devletten beklemeyin aq :)

Buradan albümdeki Sad Song Şarkısının Pacifix remixini indirebilirsiniz..
Reverse Migration remix albümündeki Lark’ı da ahanda buradan indir, indirt..

Yönetmeni ayrıca tebrik ediyorum aq..3 gacıyla bir klip anca bu kadar sıkıcı çekilebilirdi :) …Fallen Snow

Read the rest of this entry »

VN:F [1.8.4_1055]
Oy Ver
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.8.4_1055]
Rating: 0 (from 0 votes)

PostHeaderIcon ELEFANT – Sunlight Makes Me Paranoid

2005′den beri takip ettiğim New York’un bağrından kopup gelen leziz bir indie rock grubu Elefant.
Özellikle ilk albümleri Sunlight Makes Me Paranoid sıkılmadan defaatle dinlenebilir.

elefant ELEFANT   Sunlight Makes Me Paranoid

 

Grup elemanlarıdır,grubun geçmişidir falan merak edenler açın okuyun derim…
Wikipedia denen bişi var. Güzel site.. kendini geliştirdi baya :)

Gelelim benim albümdeki favori şarkılarıma.. Make Up” (3:21) ,Now That I Miss Her” (2:37) , Misfit” (3:14) , Bokkie” (3:36) , Sunlight Makes Me Paranoid” (4:19).
Şarkıların sürelerini de yazdım..Mel Gibson’ın filmindeki paranoyak gibi hissettim kendimi bir an hehe..
hangi filimdi o Gimlicim? komplo teorileri vsvb..

İlk hitleri Misfit’in videosu…

Read the rest of this entry »

VN:F [1.8.4_1055]
Oy Ver
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.8.4_1055]
Rating: 0 (from 0 votes)
Related Posts with Thumbnails
Subscribe
Tüm Listeler
Ara ki bulasın
Arşiv
Translation
EnglishAfrikaansShqipالعربيةБеларускаяБългарскиCatalà中文(简体)中文(漢字)HrvatskičeštinadanskNederlandsEesti keelSuomiFrançaisGalegoDeutschΕλληνικάעבריתहिन्दी; हिंदीmagyarBahasa IndonesiaItalianoíslenskaGaeilge日本語우리말latviešu valodalietuvių kalbaмакедонски јазикbahasa MelayuMaltiNorskفارسیPolskiPortuguêsRomânăРусскийсрпски језикslovenčinaslovenščinaEspañolKiswahilisvenskaTagalogภาษาไทยTürkçeУкраїнськаTiếng ViệtCymraegייִדיש
by Transposh
Blog içeriğini FriendFeed ve Twitter 'dan takip edebilir, önerdiğimiz grupları Last.FM 'de dinleyebilirsiniz.